İzleyiciler

24 Ekim 2011 Pazartesi

Ekoloji : Sorun ne kadar ciddi? Gelecek için umut ışığı

Ekoloji
Bölüm I: Sorun ne kadar ciddi? Gelecek için umut ışığı

Rio Dünya Zirvesi'nde 182 ülkenin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ni imzalamasının ardından 11 yıl geçti. 1992'den günümüze doğal hayatın korunmasına yönelik yapılanlara bakıyoruz.


31 Ağustos 2002'de, Johannesburg'da, sürdürülebilir kalkınma programının tartışıldığı BM Dünya Zirvesi'ni protesto eden göstericiler.
Gazetelerde sık sık küresel ısınma, ozon tabakasındaki incelme, kirlilik, ormanların ve mercanların yok olması gibi çevre sorunlarına ilişkin haberler görüyoruz. İnsanın neden olduğu bu sorunlar, doğal hayat üzerinde gittikçe artan bir baskıya yol açıyor ve her gün daha fazla tür, soyunun tükenmesi tehlikesiyle karşılaşıyor.
1992'de Rio Dünya Zirvesi'nin toplanmasına ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin imzalanmasına giden yolu, bu baskı sonucu artan kaygılar açtı.

Sözleşmeye göre, dünya çapında korumaya alınmak üzere yeni alanlar belirlenecek ve her ülke Biyolojik Çeşitlilik Hareket planları hazırlayarak tehlike altındaki türlerin korunmasını garanti altına alacaktı. Yapılacak işin büyük bölümü sivil toplum kuruluşlarına düşüyordu. Fakir ülkelerin de yeni önlemlerin altından kalkabilmeleri için uluslararası işbirliği yapılacaktı.

Rio Zirvesi'nden günümüze bu planlar düzenli bir şekilde uygulamaya koyulamadı ve durum giderek kötüleşmeye devam etti. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan "Nesli Tehlikede Olan Türlerin Listesi", 2002 baskısına göre, 11.167 bitki ve hayvan türü soylarının tükenmesi tehdidi altında. Memelilerin dörtte biri, kuşların sekizde biri ve balıkların yüzde 30'u bu tehlikeyle karşı karşıya.

Belirtilen sayılar, 2000 yılında hazırlanan bir önceki listede yer alanlardan daha fazla. Yaklaşık 6.000 bitki türünün de soyu tükenmek üzere. Ancak, dünyadaki bitkilerin sadece yüzde 4'ünün bilindiği gerçeği göz önüne alınınca bu sayının artacağı da biliniyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), 1970 yılından bu yana araştırmalarını Yaşayan Gezegen Raporu adıyla yayımlıyor. 2002'de basılan son sayıya göre haberler hiç de iyi değil. Örgütün kullandığı iki indekse göre, çevre konusunda sürekli bir gerileme söz konusu. 700 orman, tatlı su ve deniz türünün sayımından derlenen bir ölçüt olan Yaşayan Gezegen İndeksi (Living Planet Index), 1969 ve 1999 arasında süreklilik halinde gözlenen yüzde 35'lik bir gerilemeyi gösteriyor. Dünya Ekolojik Ayak İzleri (World Ecological Footprint) ise, tüketilen tüm doğal kaynakların üretilmesi için gereken toprak alanını gösteren bir ölçü. Buna göre, 1999 yılında kişi başına düşen üretime uygun alan 0,019 kilometrekareyken, o yıl 0,023 kilometrekarelik bir alan kullanılmış. Bu da üretim yapılabilecek alandan yüzde 20 daha fazla. Suçlu olarak zengin kuzey ülkelerini görüyoruz. Gelişmekte olan ülkeler, kişi başına 0,015 kilometrekare üretime uygun alan kullanırken, Batı Avrupalılar 0,05 kilometrekare, Amerikalılarsa 0,09 kilometrekare kullanıyorlar.
Bu sayılar, 1970 yılında bulunanlardan ciddi oranda daha kötü. Geleceğe ilişkin WWF tahminleri, durumun daha da kötüleşeceğini öngörüyor. Dünya nüfusunun 6 milyardan 9 milyara çıkması beklendiğinden, 2050 yılına gelindiğinde üretime uygun alanların iki katının tüketilmekte olacağı tahmin ediliyor. Doğal hayatı koruma ve sürdürülebilir kalkınma, gerçekte birbirlerine bağlı kavramlar. Sürdürülebilir kalkınma, çevreye zarar vermeden, doğal kaynakların yok edilmesine yol açmayacak şekilde bir ekonomik kalkınmanın sağlanması anlamına geliyor. Aslında, çevre ve doğal hayat ile ilgili sorunlar, genelde ekonomik kalkınmanın doğrudan sonucu. Doğal hayatın sağlığı, doğrudan doğal kaynakları ne derece başarıyla kullanabildiğimizin göstergesi. Bütün veriler kötü olsa da, henüz yıkım ve kıyamet o kadar yakın değil. Bilim insanları, doğal alanları derinlemesine araştırdıkça soyu tükendiği düşünülen bazı türlerin varlıklarını sürdürdüğünü keşfediyorlar. Filipinler'e özgü küçük bir orman kuşu olan Cedu ağaçkakanının soyunun tükendiği iddia edilmişti. Oysa 1991'de her şeye rağmen varlığını koruyabilmiş küçük bir ormanlık alanda izine rastlandı. 1999 yılında Madeira sümüklüböceği 130 yıldan sonra yeniden görüldü. 2002 yılında ise Tanzanya, Udzungwa Dağı Milli Parkında kurulan kamera düzeneği, 70 yıldır izine rastlanmayan Lowe sansarını görüntüledi.

Yaşayan Gezegen İndeksi (LPI, Living Planet Index), orman, tatlı su ve deniz eko-sistemlerindeki değişiklikleri ölçen üç dizinin ortalaması.


Dünya Ekolojik Ayak İzleri (WEF, World Ecological Foortprints...Bir gezegen olarak belirtilen her birim, dünyanın bir yıl içindeki toplam biyolojik verimlilik kapasitesine eşit.

Yaşam alanlarının iyileştirilmesi ve yapay döllenme programları, gün geçtikçe daha fazla hayvan türünü soy tükenmesinin eşiğinden döndürüyor. Bu türlerin arasında, Père David geyiği, Arap ceylanı ve Mauritius kerkenezi sayılabilir. Örneğin, İngiltere'de nehirlerin temizlenmesi ve yapay döllenme programları sayesinde, 1960'lı ve 1970'li yıllarda neredeyse tamamen soyu tükenmiş olan su samurları eski yaşam alanlarına geri döndüler.

Günümüzde, koruma projelerinin pek çoğu, sürdürülebilir kalkınma programları içeriyor. Fakir yerel toplulukların çevreye zarar vermeyen sürdürülebilir yaşam alanları yaratması, bunun yanında doğal hayatın ve besin kaynaklarının korunması amaçlanıyor. Projelerin çoğu henüz başlangıç aşamasında. Dolayısıyla, uzun vadede başarılı olup olamayacaklarını şimdiden söyleyebilmek, olumlu işaretlere rağmen, hayli zor.

Ancak, bitki ve hayvan türlerinin soylarının geleceği, sadece üçüncü dünyada sürdürülebilir kalkınmanın başarısına bağlı değil. Kuzeyin zengin ülkeleri de bir o kadar önemli. Yaşam tarzında değişiklikler yapmak ve çevreye zarar vermeyecek teknolojik gelişmelere öncülük etmek, gelişmiş ülkelerin bu konuyla ilgili öncelikli
Darwin,evrim teorisi,çeşitlilik, evrim, genetik, genetik,fosil,mutasyon, Ekoloji

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder